Social Icons

Pages

1 Mart 2010 Pazartesi

Bebeklerde İletişim Eksikliği Otizm Olabilir

Ankara Üniversitesi Otistik Çocuklar Tanı Tedavi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Efser Kerimoğlu, otizmde erken tanının önemine işaret ederek, aileleri, ''bebekleri adı söylendiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, eliyle bir şeyi göstermiyorsa, gösterilene bakmıyorsa, 'agu' sesleri çıkarmıyorsa, taklit yapmıyorsa, az ilişki kuruyorsa, daha çok kendi iç dünyasındaymış izlenimi veriyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdırlar'' diye uyardı.

Kerimoğlu, yaptığı açıklamada, otizmin, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğu olduğunu ve genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıktığını söyledi. 1990 yılında faaliyete geçen Otistik Çocuklar Tanı Tedavi Araştırma ve Uygulama Merkezi ilk açıldığında yılda sadece 5-6 otistik çocuk gördüklerini anlatan Kerimoğlu, o dönemde merkeze getirilen çocukların yaşlarının 4 ya da 5 olduğunu söyledi. 3 yaşında bir çocuğun merkeze getirilmesi durumunda ''erken başvuru'' diye çok sevindiklerini ifade eden Kerimoğlu, şu anda merkezde izlenen çocukların sayısının 2 bini geçtiğini söyledi.

''Şu anda ilk başvuru yaşı, 1'in altına indi'' diyen Kerimoğlu, otizmin belirtilerini şöyle anlattı:

''0-3 yaş arasındaki bebeklerde ilişki-iletişim bozuklukları olabiliyor. Aileler, bebeklerini iyi gözlemlemeliler. Aileler, bebekleri, adı söylendiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, eliyle bir şeyi göstermiyorsa, gösterilene bakmıyorsa, 'agu' sesleri çıkarmıyorsa, taklit yapmıyorsa, az ilişki kuruyorsa, daha çok kendi iç dünyasındaymış izlenimi veriyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdırlar. Bunlar bir bebekte 1 yaşından önce de ayırt edilebilir. Ailenin de şüphelenip, 'bunda bir tuhaflık mı var?' diye, bebeği doktora götürmesi gerekir. Ancak aileler, o dönemlerde bu belirtilerin üzerinde çok fazla durmuyor. Ailelerin, belirtileri 'çok sağlıklı bir bebek, bir şeyi yok, zaten babası da geç konuşmuştu' diyerek geçiştirmemesi gerek.''

OTİZM DEĞİL, İLETİŞİM BOZUKLUĞU OLABİLİR

Otistik belirtileri olmasına rağmen 3 yaşından önce otizm tanısı koymaktan kaçındıklarını anlatan Kerimoğlu, bunun nedenini şöyle anlattı:

''Bu gruptaki bebeklerin, otizm yelpazesi içindeki bir başka bozuklukları da olabilir. Bebeklerde iletişim-etkileşim bozuklukları söz konusu olabilir. Uyaran eksikliğine bağlı bir takım bozukluklar da olabilir. Çok fazla ilgilenilmeyen bebekler olabilir ya da çok fazla televizyon karşısında oturtulan bebekler olabilir. Kapalı bir çocuk, erken müdahale ile bir süre sonra daha açılıp, iletişim kurar hale gelebilir.''

Kerimoğlu, otizmin direkt tedavisi ve ilaç tedavisi olmadığını söyledi ve ''En iyi tedavi yöntemi eğitsel tedaviler. Eğitim yolu ile çocuğa ulaşılmaya, kavramlar öğretilmeye, dil gelişimi ve iletişim alanında beceriler kazandırılmaya çalışılıyor. Otistik çocuklar iletişim kurmayan çocuklar olduğu için bu eğitim özel eğitim merkezlerinde, eğitimli kişiler tarafından yapılıyor'' dedi.

TELEVİZYONA DİKKAT

Çok fazla televizyon karşısında oturtulan bebeklerin canlı bir nesne ile değil, cansız bir nesne ile iletişime girdiğine dikkati çeken Kerimoğlu, bebeklerin televizyondan alacağı hiç bir etkileşimin olmadığını kaydetti. Kerimoğlu, ''Zaten iletişimi az bir bebekse, televizyon büsbütün bebeğin içine kapanmasına destek oluyor. Bunu özellikle bakıcıların çok kullandığını duyuyoruz. İşini görürken açıyor televizyonu, oturtuyor bebeği karşısına. Zaten etrafla ilişkisi olmayan bebeğin ilişkisini tamamen kesiyor'' diye konuştu.

HİÇ GELİŞMEYEN YA DA KÖTÜYE GİDEN ÇOCUK HEMEN HEMEN HİÇ YOK

Otizmin çok emek isteyen bir bozukluk olduğunu anlatan Kerimoğlu, otistik çocukların attıkları en ufak adımların bile çok önemli olduğunu kaydetti. Otistik çocuklardan bazılarının çok iyi gelişme gösterdiğini söyleyen Kerimoğlu, otizm tedavisinde erken tanının ne kadar önemli olduğunu şöyle anlattı:

''Hiç gelişmeyen ya da kötüye giden çocuk, hemen hemen hiç yok. Otistik çocuklar tedavi ile mutlaka kendi çapında çok küçük de olsa adımlar atıyorlar. Diyelim ki bazı çocuklar daha az bazıları daha çok adım atıyor. Bazıları hiç konuşamıyor olsa da iletişim kurmayı öğrenebiliyorlar. Bazılarında konuşma gelişiyor ve örgün eğitimde kaynaştırma eğitimine katılabiliyorlar. Çok ender de olsa, binde bir de olsa yüksek eğitim alabilen, üniversite sınavlarına girebilen çocuklarımız var.

Merkeze başvuran iki bini aşkın çocuğun yarıdan fazlası kaynaştırma eğitimine katılmış. Çocukların 50'ye yakını orta öğretime devam ederken, 5 otistik genç de yüksek öğretim görüyor. Eğer otistik olmasalardı, bu çocuklar zekalarıyla çok iyi yerlere gelebilecek kapasitede olan çocuklar. Kendilerine sağlanan imkanlar ve doğru tedavi ile üniversite eğitimi alabiliyorlar.

Bir kısmı kapasitesi doğrultusunda çok yararlanıyor. Bazıları ilköğretimi tamamlayabilirken bazıları ise ancak özel eğitime devam edebiliyor. Bu tedavileri almasalardı bu çocukların bu noktada olması mümkün değildi. Erken tanı hayat kurtarıyor. Bu çocukların hepsine eğitim şansının verilmesi gerekir. Bu şansı bazı çocuklar daha iyi değerlendirebiliyor.''

Türk otistik kızın büyük başarısı yankı uyandırdı


Hollanda'nın Breda kentinde yaşayan 'yüksek fonksiyonlu yetişkin otistik' Birsen Başar'ın azmi görenleri hayrete düşürüyor.

Türkiye'de bastırmak için kapı kapı dolaşmasına rağmen kimseden olumlu cevap alamayan 23 yaşındaki Başar'ın, otizmi anlattığı eseri, 2 Nisan Dünya Otizm gününde Belçika ve Hollanda'da yayınlanacak. Breda Avans Hogeschool Management, Ekonomi ve Hukuk mezunu olan Birsen Başar'ın hayatı, 2007 Temmuz'unda kendisine otizm teşhisi konulmasıyla değişti.

Zekası gelişen ancak duygusal gelişimi duran Başar, 7 aylık bir stajın ardından Breda belediyesinde memur olarak çalışmaya başladı. Araştırmalarında, Türkiye'de daha önce yetişkin bir otistiğin kitap yazmadığını fark eden genç kız, 1,5 sene boyunca hayatındaki değişiklikleri ve otizmle ilgili düşüncelerini kaleme aldı. Kitabının basılması için Türkiye'deki otizmle derneklere başvuran Başar, bu kurumların kitabı için bütçe ayırmak istemediklerini öğrendi. Ümidini yitirmeyen Başar, çalışmalarını Hollanda Otizm Vakfı'na yolladı.

Taslakları hayli beğenen yetkililer, Belçika ve Hollanda'daki yayın evleriyle temasa geçti. Başar'ın eserinin önümüzdeki yıl Dünya Otizm gününde Belçika ve Hollanda'da basılmasına karar verildi.

"TÜRK YAYINEVLERİ KAPILARINI SURATIMA KAPADI"

Birsen Başar, kitap projesi için başvurduğu yedi farklı dernek ve yayınevinden eli boş döndüğünü söyledi. Kitabına 'Ben de fark edilmek istiyorum' adını veren Birsen Başar, Cihan'a yaptığı açıkladam Türkiye'de başvurduğu yayınevlerinin, "Yazdıkların sana ve çevrene ilginç gelebilir ama başkalarına hitap etmiyor." gerekçesiyle eserini yayınlamayı reddettiklerini, bunun da kendisini çok kırdığını söyledi.

Başar, hayatı boyunca insanlarla yaşadığı sorunların ardından özürlülüğü sayesinde kendisine bir hedef bulduğunu belirtti. Birsen Başar, Türkiye'de karşılaştığı ilgisizliğin moralini bozduğunu kaydederek, "Her şeyi kendim yapıyorum, bu bana ve aileme çok stres veriyor.

Hollanda ve Belçika'daki gelişmeler teselli ediyor beni." dedi. Türk otizm hastasının azmi Belçika ve Hollanda medyasında da yer buldu. Birsen Başar Hollanda'daki Nederland 2, NMO ve NPS televizyonları ile Belçika'daki Tv Visie kanalına mülakat verdi. Birsen Başar, otizmin her çeşidi ile ilgili büyük bir bilgi kaynağı olan www.farklihayat.com adlı internet sitesinde de tecrübelerini paylaşıyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız